Gallery

(I Live In A Water City [Bir su şehrinde yaşıyorum ben]… with Serdar S)

I had a great time meeting Serdar. We had a lot in common and had a lovely tea after the shoot chatting about travel and even the possibility of him coming with me for a future shoot week. But as I’ve said before, Istanbul was the most difficult issue so far in terms of getting the boys’ stories on time. I reminded them, including Serdar, but the deadline passed. In the end, I got his story on the day that the issue went to the printers. With just a few hours before the final deadline, I couldn’t have squeezed him, especially since the translator we used for our Turkish texts had a three day turnaround. I was really sad to lose Serdar from the issue, but here he is and here’s the story he wrote… (in Turkish, so copy and paste into your favourite online translation site).

Bir su şehrinde yaşıyorum ben: iki kıta üstüne kurulmuş; Avrupa ve Asya; her tarafı denizler ile çevrili. Süprizlerle dolu bir şehir, ve bir o kadar da gizemli. İnsan’ına da ilhan verir; yaşamaktan keyif alıyorsanız eğer, ödüllendirir sizi. Üstünden çok zaman geçti, ama bu şehrin bana yaşattığı, heyecan ve keyif dolu bir anı paylaşmak istiyorum.

30 yaşımda gerçek kimliğimi yeni yaşamaya başladığım yıldı, 1998. Yazın son günleri, bir tatil günü; ve ben onunla tanıştım; aslında bir hayat arkadaşı vardı; ama bana belli ki bir sıkıntısı vardı; mutlu değildi; ben ise çok toydum; utangaçtım. Aynı mekanda vakit geçiriyor, sürekli kaçamak göz göze geliyorduk; ama yaklaşamıyorduk bir adım ile. Bir hafta sonra telefon ile eriştik birbirimize. Buluşmaya karar verdik. Buluştuk Hisarüstü’nde akşamüstü saat 7 gibi. Benim araba bindik; konuşmuyorduk; ama bedenlerimiz bir mıknatıs gibi birbirini çekiryordu. Ben arabayı Boğaz Sahil yoluna sürdüm, Emirgan, Yeniköy, Kireçburnu… ve Belgrad Ormanı yolu… oradan Kilyos plajları… En sevdiğim, özgür hissettiğim yerlere götürdüm onu. Önce salaş bir balıkçı lokantasında o gün tuttuğu taze balıklardan bir akşam yemeği yedik. Kilyos kumsalındaydık, hafif ve serin esen rüzgar bizi birbirimize yakınlaştırdı; kol kola, sarıla sarıla yürüyorduk. Güneşin batışa doğru.

O geceyi Kilyos plajında, araba içinde sabahlayarak geçirdik.

Sabah gün ağırıp, güneş günün ilk sıcaklığını hissetirmeye başladığında, oradan ayrıldık.Buluştuğumuzda kapattığımız cep telefonlarımızı açtık. Her ikimizede üst üste mesaj geliyordu; 20 ye yakın cevapsız arama, telesekreter mesajları. Anlamıştı hayat arkadaşı; ve ortak dostlarımız bizim beraber olduğumuzu.

Çok güzel bir geceydi, sade, saf ve özel. Ama, acaba onu bir daha görebilecekmiydim?

Arabasını benim evimin oraya park etmiştik. Eve varmak üzere Rumeli Hisarı’na yokuşu inerken, arabayı sağa çekip, durdurdum. Onu belki de son bir kez öpmek istiyordum. Doya doya. Dudaklarımı, dudaklarına değdirip, sarıldım. Sabahın o erken saatinde bir araba geldiğini duyduk; araba babamın arabasıydı. 

Read and see more in Elska Magazine

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s